Archive for the ‘Uncategorized’ Category

Şeflerle iftar sofrası ve Helva-i Hakani


şefler mutfakta

 

Dün akşam çok hoş bir etkinliğe katıldım. Uzun zamandır ilk defa o kadar iyi vakit geçirdim ki bunu sizlerle paylaşmadan yapamadım.

Anadolu, Osmanlı ve Selçuklu mutfaklarını derinlemesine inceleyip, geleceğe aktarılması için kayıt almak amacıyla çok güzel çalışmalara imza atan Şef Yunus Emre Akkor ve genç ekibinin hazırladığı Hasbahçe İftar Sofrasına davetliydik. Tavsiye Evi’nde Dimesin Ramazan için hazırladığı geleneksel içeceklerin eşliğinde birbirinden nefis yiyecekler tattık. En sonunda da şefimizin elinden ve birebir anlatımıyla Helva-i Hakani yapımını izledik ve afiyetle yedik.

Nefis yemeklerin yanında en güzel olanı işlerine aşık bu harika insanlarla sohbetti elbette. Yunus Emre Akkor önderliğinde Okan Üniversitesinde hem öğrenimlerine hem de eğitmenliğe devam eden Çiğdem Seferoğlu ve Umut Akcan’ı tanımaktan çok mutlu olduk. Yunus Emre şefden yemeklerin tarihi, geçmişte kullanılış şekilleri ve hikayelerini dinlerken mest olduk.

dimes iftar sofrası

Gelelim bu şık sofradaki geleneksel lezzetlere; her biri özenle hazırlanmıştı ve şefin özel çini tabaklarında sunuldu.  Şefimizin bizim için hazırlamış olduğu iftar mönüsünü aşağıda görebilirsiniz.

iftar mönüsü

Humusu ala

 

Humus-u Ala

zahter salatası

Zahter salata

bademli mastabe

Bademli mastabe

Tahmin edebileceğiniz gibi çektiğim fotoğraflar henüz yemeğe başlamadan önce olanlar. Lezzetlere kapılınca fotoğraf işi unutuluverdi 🙂 Dolayısıyle mönüdeki nefis ara sıcakların ve ana yemeklerin maalesef fotoğrafları yok. Mönüdeki hemen hemen tüm yemeklerin tariflerini de  Yunus Emre Akkor’un yakında piyasaya çıkacak kitabında bulabileceğiz.

Yunus Emre Akkor

Yemeklerin birebir tariflerini henüz alamadık ama Şefimiz bizim için uygulamalı olarak Helva-i Hakani yapımını gösterdi. Ben de özel günlerde yapabileceğiniz  bu Hakanlara layık helvanın tarifini şefimizin izniyle sizlerle paylaşacağım:

Helva-i hakani

 

 

Malzemeler :

– 1 çay bardağı un

– 1 çay bardağı pirinç unu

– 1 çay bardağı buğday nişastası

– 2 çay bardağı bal

– 6 çay bardağı süt

– 150 gr tereyağı

– 100- 150 gr kaymak

– 1 çay bardağı soyulmuş badem

Bir tencerede sütü orta ateşte ısıtmaya bırakın, içine balı ilave edin, karıştırın. Diğer bir tencerede tereyağını eritin, içine bademleri atın, biraz kavurun. Üzerine unları  (un+pirinç unu+buğday nişastası )ilave edin, kavurmaya devam edin. Rengi altın sarısı olana kadar kavurmaya devam edin. Kıvamı köpük köpük olduğunda sıcak sütü tencereye dökün, karıştırmaya devam edin. Helva sütü çekip toplanacaktır. Toparlandığında ocağı kapatın, kaymağı parça parça helvaya ekleyip yedirin. Kapağı kapatıp 5 dk dinlendirdikten sonra servis edilebilir. Servis tabaklarında üzerine bir kaşık bal gezdirerek sunun.

Şefim eğer tarifte bir unuttuğum eksiğim varsa lütfen uyarın :9

Afiyet olsun!

Bize bu güzel akşamı yaşattıkları için Tavsiye Evi’ne  de çok teşekkürler 🙂

 

 

 

2013’e merhaba


1-20121219_144559

Uzun bir ara verince tekrar yazmaya başlamak hayli güç oluyor. Araya giren sebebler haklı da olsa ödevini zamanında yapmamış öğrenci gibi suçlu suçlu geri dönüyorum 🙂

Aradan geçen bir aydan fazla zamanda ne çok şey oldu. Aralık ayı bizim aile için zaten kutlamaların olduğu bir dönem, buna bir de okul aile birliği faaliyetlerimiz eklenince zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Elbette en önemlisi iyisiyle kötüsüyle 2012 yi uğurladık, yeni umutlarla yeni yılı karşıladık. Dilerim herkes için iyiliklerle, güzelliklerle, başarılarla dolu bir yıl olur 2013.

Bu dönemde pek çok yemek ve tatlı yaptım ama koşuşturmalardan ve  makinemin de bozulması, ikame makinayla istediğim gibi resimler çekememiş olmam yüzünden buraya hazırlayamadım malesef. Yaptıklarımı çekemedim ama dışarıda yediklerimden ve okulda yaptıklarımızdan bir kaç kare paylaşacağım sizinle çok iyi olmasa da.

pandeli

Mısırçarsındaki tarihi Pandeli lokantasında bir haftasonu ailecek bir öğle yemeği yedik. Mısır çarsının otantik ortamı içinde gerçekten kendine has, orjinal mavi çinileri ile Pandeli lokantası İstanbulun simgelerinden biri. Yemekleri de uzun yıllardır aynı kalitesini koruyarak sunuluyor.

pandeli beğendili döner

Patlıcan beğendi üstünde döner lokantanın en çok tercih edilen ana yemeklerinden biri. Biz de oldukça lezzetli bulduk, beğendisi güzeldi.

pandeli kağıtta levrek

Kağıtta levrek çok sağlıklı bir ana yemek tercihi olmasının yanında çok da lezzetliydi.

pandeli sebzeli kuzu incik

Ve benim tercihim haşlanmış kuzu incik tereyağlı sebzeler eşliğindeydi. İncik şahane pişmişti ve çok lezzetliydi. Yanında azar azar servis edilen değişik sebzeler son derece sade bir şekilde sadece tereyağıyla pişmişti ve hepsi de çok çok lezzetliydi. Galiba iyi aşçılığın sırrı burada son derece sade bir şekilde lezzetli bir tabak sunabilmek. Benim için de ders niteliğindeydi adeta. Bu kadar övmeme inanmazsanız bir öğle vakti kendinize vakit ayırıp Pandeli’de bir yemek ısmarlayın derim. Güzel bir öğleden sonra geçireceğiniz garanti.

emre dogumgünü

Aralık ayında oğlumun doğum günü de vardı. Artık delikanlılık yolunda adımlar atan oğlum sade bir kutlama istedi. Çok sevdiği iki arkadaşı ve aileleriyle bir akşam yemeği planladık. İstanbulda birbiri ardına açılan steak houselardan birinde çok güzel bir yemek yedik. Yemek dışarıdaydı ama pasta işini kimseye bırakmayıp bir gün önceden adeta 12 saat uğraşarak bir pasta hazırladım. Martha Stewart’tan bir tarifle dört katlı bir pasta hazırladım. Öyle üstü süslü bir butik pasta değildi ama malzemeleri ve lezzetiyle gerçekten çok övgü alan bir pasta oldu. Dışı kalın çikolata ganajla kaplı içi zengin portakal kreması dolgulu farklı lezzette nefis bir pasta oldu.  Martha’nın babasının doğum günlerinde en sevdiği pastaymış bu tarif . Nasıl yapıldığını uygun bir zamanda ayrınları ile sizinle paylaşarım inşallah. Tek üzüntüm davet sahibi olmamın telaşıyla resim çekememiş olmak, bu oldukça yetersiz resimle idare etmek zorundayım şimdilik 😦

okul yeni yıl yemeği

Yine aralık ayı içinde okul aile birliği üyeleri olarak okulumuzda bir yeni konseri ve bir yeni yıl yemeği düzenledik el birliğiyle. İkisi de çok başarılı geçti. Yeni yıl yemeğinde sunduğumuz yemekleri biz veliler hazırladık. Bana da tatlıların bir kısmını yapmak düştü. Birbirinden nefis salatalar, zeytinyağlılar, börekler, tatlılar hazırladık. Sıcak olarak da hindi ve iç pilav sunduk. Öğretmenlerimiz böyle bir kutlama yemeğinden çok memnun kaldılar. Ben iki farklı sosla iki cheesecake, iki elmalı vişneli crumble ve bir baharatlı balkabaklı tart hazırladım. Cheesecake’lerin tarifini en kısa zamanda yazacağım sizlere. Blogda var olan tarife benzese de ufak tefek farklılıkları var.

2013 pasta

Yemekte finalimizi ise yine derneğimizden, yan uğraş olarak pastacılık yapan Hülya hanımın hazırladığı nefis pasta ile yaptık. Günün temasına uygun harika dekore edilmiş, görüntüsü kadar tadı da nefis bir pastaydı. Ellerinize sağlık Hülyacım 🙂

Ve son olarak evde yılbaşı akşamı dostlarla yeni yıl yemeği yendi. Yemeklerdense dostlarla o geceyi paylaşmak güzeldi. Yine hiç resim çekmeyi akıl edemediğim için o akşam için pişirdiklerimi paylaşamıyorum malesef . Yeri geldikçe aynı tarifleri yaptığımda sizlerle paylaşacağım.

Benden şimdilik bu kadar 🙂 Bu biraz toplama bir post oldu biliyorum ama arayı kapamak için buna ihtiyaç vardı sanırım.

2012 yılında en çok ilgi gören 10 tarif listemizle veda ediyorum:

1- Çıtır kabak kızartma

2- İki renkli kek

3- Zeytinyağlı minik tuzlu kurabiyeler

4- Güveçte orman kebabı

5- Marmelatlı kurabiye

6- Izgara patlıcan kebabı

7- Mahlepli sade açma

8- Pirinçli domates yemeği

9- Fırında taze patates eşliğinde tavuk

10- Narlı bulgur salatası

Yeni tariflerde görüşmek üzere hoşçakalın…

Sevgilerimle

Ramazan Bayramı


 

Gecikmeli de olsa herkese mutlu, sağlıklı, huzurlu bir bayram diliyorum 🙂

Sevgiler

Dünya gözüyle


Dünya gözüyle.

Hafta sonu kahvaltısı


Günlük hayatın koşuşturmacası içinde keyifli bir kahvaltı sofrasını ancak hafta sonları yaşabiliyoruz hepiniz gibi. Basit ama birkaç farklı tabakla gözleri ve mideleri doyurmaya çalışıyorum. Genelde geç vakit yenen hafta sonu kahvaltıları daha çok  “brunch”a dönüşüyor. Öğle yemeği yerine geçecek alternatiflerin de bulunması iyi oluyor. Hem zamandan hem efordan kazanıyorum böylece:)

Bu hafta sonu neler yaptım peki;

SEBZELİ OMLET

Önce bir sebzeli omlet hazırladım dolaptaki sebzeleri kullanarak. Biraz İtalyanların “frittata” sına benzer bir şey oldu. Tarif edilmeyecek kadar basit ve herkesin evinde farklı malzemelerle yaptığı şekilde bir omlet aslında. Yine de anlatacak olursam bilmeyenler için;

Kullandığım malzemeler;

–          1 kase brokoli

–          1 ufak kuru soğan

–          1 kırmızı biber

–          1 çarliston biber

–          1 sivri biber

–          1 diş sarımsak

–          1 ufak havuç

–          1 ufak patates

–          3 kaşık zeytinyağı

–          Tuz, karabiber, pul biber

–          Üzeri için 50 gr kaşar peyniri

–          4 yumurta

Öncelikle sebzeleri hazırladım. Yıkanmış ayıklanmış tüm sebzeleri brokoli hariç tavla zarı büyüklüğünde doğradım. Brokolileri elimle ufak çiçeklere ayırdım. Sapı fırına girebilecek bir tavaya zeytinyağını koydum. Yağ ısınınca ilk olarak havuçları koydum, birkaç dakika piştikten sonra patatesleri ilave ettim. Onlar da bir süre sotelenince soğan ve sarımsağı, ardından da biberleri ekledim. Sebzeler bir süre pişip yumuşayınca brokolileri ilave ettim. Tuzunu, karabiberini ve pul biberini koyup tatlandırdım. Kısık ateşte bir süre pişirdim. Sebzeler istediğiniz kıvama gelince (ben diri seviyorum) başka bir kapta kırıp hafifçe çırptığımız yumurtaları sebzelerin üzerine döktüm. Kısık ateşte pişmeye bıraktım. Alt kısımdan pişip hala üst kısmı sulu iken üzerine kaşar peyniri rendesini serptim ve önceden ısıtılmış 200 derece fırına koydum. Burada da 10 dk kadar piştikten sonra servis tabağına aldım, üçgen dilimleyerek servis yaptım. Hafif acılı ve diri sebzeler, yumuşak yumurta ve peynir harika bir uyum içindeydi.

Eğer omleti fırına koymak istemezseniz veya sapı uygun bir tavanız yoksa omletin alt kısmı piştikten sonra tava genişliğinde düz bir tabak yardımıyla omleti ters yüz edip üst kısmı tavanın altına gelecek şekilde tekrar tavaya kaydırıp pişirmek de mümkün. Bu durumda peyniri yumurtanın içine koymak uygun olur.

PANKEK

İkinci tabak kahvaltıya biraz tatlı alternatif yaratmak için yaptığım pankeklerdi. Sabahları Emre’nin en sevdiği kahvaltı cinsi aslında bu tip tatlı yiyecekler. Üzerine genellikle bal, evde bulunan muhtelif reçeller kimi zaman da nutella koyar. Bu defa tadına bakmak için alınmış mevsimin ilk karadutlarından acele bir şekilde yaptığım reçelden sulu kompostadan koyu bir sos kullandım. Hoş bir birliktelik oldu. Zaten karadut reçeli en sevdiğim reçellerden biridir. Pankek tarifimize gelirsek oldukça az bir malzemeyle 4 kişi için yetecek 8-10 adet yumuşacık ipek gibi pankekler yapabildiğimiz bir karışım. Miktarları akılda tutması da kolay;

Malzemeler;

–          1 adet orta boy yumurta

–          1 cup un (240 ml lik bir bardak)

–          1 cup süt (240 ml lik bir bardak)

–          50 gr eritilmiş tereyağı veya sıvıyağ

–          1 tatlı kaşığı kabartma tozu

–          1.5 yemek kaşığı şeker

–          Bir çimdik tuz

–          ayrıca tavayı yağlamak için bir miktar yağ

Derin bir kaba elenmiş unu, şekeri, kabartma tozunu ve tuzu koydum. Karışmaları için el çırpma teli ile havalandırdım. Ortasına çukur açtım. Sıvı malzemeleri, sütü, yağı ve yumurtayı içine koydum. Çırpma teli ile ortadan başlayarak tüm malzemeleri bir birine yedirdim. Boza kıvamında bir karışım oldu. Krep tavasını ocakta ısınmaya bıraktım. Hafifçe yağladım. Karışımdan ufak bir kepçe ile alıp tavanın ortasına döktüm. Karışım birkaç dakika böyle pişti. Üzeri göz göz olunca spatula ile çevirdim ve diğer tarafı da pişti. İkinci yüz çok daha çabuk pişiyor. Ateş ayarını çok iyi yapmak gerekiyor. Ne çok harlı ne de çok kısık bir ateş olmalı. Kendi ocağınızın performansına göre ayarlamayı yapmalısınız. İlk pankek pişerken çok iyi olmasa da diğerlerinde ayarlamak daha kolay oluyor. Ne çok kızarmış ne de içi pişmemiş pankeklerimiz olmasını istemeyiz. Hepsi piştikten sonra sıcak sıcak tercihen üzerine bir parça tereyağı ve istediğiniz bir tür reçel veya bal ile servis yapmanızı öneririm. Bu sade tarife başka malzemeler ekleyerek çeşitlendirmek mümkün. Ufak kesilmiş kuru meyveler, taze meyveler, çikolata parçaları veya tuzlu yapmak istersek şeker koymayıp taze otlar eklemek de farklı alternatifler yaratabilir. Keyfinize ve arzunuza kalmış.

 

GİRİT KÖY PİDESİ

Bizim evdeki “brunch” ın son tabağı da kayınvalidemin eski bir tarifi olan Girit mutfağından ıspanaklı köy pidesiydi. Bu pideler yağda kızartılıyor ama fırında pişirmek de mümkün. Fakat hamurun içinde yağ olduğu için kızartılsa bile içine ekstra yağ çekmiyor. Sene de bir iki defa yapıyoruz, o zaman da usulüne göre yapmayı tercih ediyoruz. Nasıl yapılıyor;

Malzemeler;

–          1 ufak çay bardağı zeytinyağı

–          3/4 ufak çay bardağı su

–          1 yumurta

–          3 yemek kaşığı yoğurt

–          Bir tatlı kaşığı kaşığı tuz

–          Bir çay kaşığı karbonat

–          1 yemek kaşığı sirke

–          Aldığı kadar un

–          İçi için bir demet ıspanak, yarım kuru soğan yemeklik doğranmış

Un hariç tüm malzemeleri bir kapta bir araya getirip hafifçe çırptım çatalla. Üzerine yavaş yavaş un ekleyerek kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde ettim. İyice yoğurup elastik ve pürüzsüz bir hamur elde etmek lazım. Önceden yıkanmış ve bir kaşık zeytinyağında soğanla kavrulup pişmiş ıspanakları bir kaba aldım. Hamuru cevizden büyük, yumurtadan küçük parçalar halinde yuvarlak bezelere ayırdım. 14 adet beze çıktı bende. Her bir yuvarlağı avuç içinde çay tabağı genişliğinde elimle açtım. Ortasına ıspanaktan bir kaşık koydum. Kenarlarını ortaya toplayarak kapattım, yuvarlak bir şekil verdim. Pideleri orta ateşte ısınmış zeytinyağında arkalı önlü kızarttım. Pideler kalın olduğundan hamurunun iyice pişmesi için kızgın yağda pişirmemek lazım. Hızlı pişerse içi hamur kalabilir. Kızaran pideleri kağıt havlu üzerine çıkartıp fazla yağını aldıktan sonra sıcak sıcak servis yaptım.

Umarım tarifler hoşunuza gitmiştir, kahvaltılarınıza alternatifler getirmiştir.

Afiyet olsun!

Fasulye pilaki


Makarnayı dün yapmıştım ama yazmak imkanı bulamamıştım. Bugün de fasulye pilaki pişirdim ama resim o kadar hoşuma gitti ki bekletmeden her ikisini de bugün yayınlamak istedim.

Fasulyenin her çeşidi sevilir bizim evde. Fakat zeytinyağlı pilakinin yeri daha başka.  Ilık ılık sofraya gelen lezzetli fasulyeler çok rağbet gördü.

Bu son derece klasik yemeğin tarifini vermek belki anlamsız gibi görünebilir. Ama gençleri, mutfağa yeni girenleri  düşününce bazen en basit, en temel tarifleri de arşivlere koymak gerekir diye düşünüyorum. Nasıl yaptım, neler kullandım;

Malzemeler;

– 500 gr iri  kuru fasulye

– 1 ufak baş kereviz

– 1 orta boy patates

– 1 büyük havuç

– 1 büyük soğan (veya 2 orta boy)

– 5-6 diş sarımsak

– 1 yemek kaşığı domates salçası

– 1 çay bardağı zeytinyağı

– tuz, karabiber, 1 tatlı kaşığı toz şeker

Kuru fasulyeleri akşamdan 1 tatlı kaşığı tuzla bol suya ıslattım. Sabah yeni su ile tencereye koydum, bir çay kaşığı tuz ilave ettim. Önce harlı ateş ile kaynamasını bekledim. Su kaynayınca altını kısıp hafif ateşte fasulyeleri pişmeye bıraktım. Yaklaşık 30- 35 dk sonra fasulyeler diri, şeklini kaybetmemiş ama pişmiş oldu. Soğanları yemeklik olarak ince ince doğradım. Havuç, kereviz ve patatesi ayıklayıp ufak küpler halinde doğradım. Sarımsakları ayıklayıp ince ince dilimledim. Geniş tabanli bir tencereye zeytinyağı ve soğanları koydum, bir fiske tuz ilave ettim,  Soğanlar yumuşayıp, sararana kadar pişirdim. Sarımsakları ilave ettim, biraz piştikten sonra havuçları ekledim. Bir kaç dakika sonra kerevizi ve patatesleri koydum. Zeytinyağında sotelendikten sonra bir kaşık domates salçasını ekledim ve kavurmaya devam ettim. Süzülmüş fasulyeleri koydum, kaynamış su ilave ettim. Suyu göz kararı koydum ama miktarı fasulyeleri geçmeyecek kadardı.Tuzunu kontrol ettim. Biraz daha tuz, karabiber ve şekeri ekledim.  Kısık ateşte lezzetlerin  birbirine karışması için 15-20 dk pişmeye bıraktım. Suyunu çekip, yağına kalınca altını kapattım. Dinlendikten sonra  servis yaparken üzerine kıyılmış maydanoz serptim. Lezzeti çok yerindeydi.

Afiyet olsun!

Güneşli bir pazartesi


Mart nihayet güzel yüzünü göstermeye başladı, güneşli açık hava yaşama sevinci veriyor:) Sahilde uzun bir yürüyüş ve güneş altında ısınarak adalara bakarak kahve keyfi kolay kolay bırakılamadığı için eve geç dönüş mutfaktaki zamanımı epey daralttı. Neyseki ne yapacağımı düşünmüştüm yürüyüş sırasında. Pazar gününden hazırlamış olduğum kıymalı börek içi ve yufkalar hazır beni bekliyordu buzdolabında. Yufkacıdan değil de alışveriş sıradında marketten aldığım paketlenmiş yufkalar pek ince ve yumuşak değildi. Bu nedenle onları kayınvalidemden öğrendiğim usulde katlamalı börek yapmaya karar verdim. Sosunda su kullanıldığı için bu börekler çıtır çıtır ve kabarık oluyor. Emre mutlaka okuldan gelince bişeyler atıştırmayı seviyor. Mutlaka tatlı olarak ne var diye soracağı için de krem şantili muhallebi yapmaya karar verdim.

İşte Pazartesi gününün menüsü:

* Kıymalı Çıtır Börek

* İzmir Köfte

* Karışık Yeşil Salata

* Kivi Soslu Kremşantili Muhallebi

KIYMALI ÇITIR BÖREK:

Çok bilenen bir tarif aslında ama duymamış olanlar için katlama biçimini de göstermek istiyorum kolay anlaşılması için. Çünkü sosu ve katlama biçimi bu böreği milföy gibi kat kat ve çıtır çıtır yapıyor. Milföy hamurundan daha az yağlı ve kesinlikle çok lezzetli, şiddetle tavsiye ediyorum. İçine istenen her türlü börek içi konabilir. Ben bu defa kıymalı yapmayı tercih ettim. Aslında bugünkü menü dengesini göz önüne alacak olursak peynirli yada sebzeli  bir iç olması daha uygun olurdu. Fakat benim elimde hazır bir iç olduğu için ve benimkiler kıymalı börekleri çok sevdikleri için onu kullandım.

Malzemeler:

İçi için:

* 250 gr dana kıyması

* 1 büyük soğan

* 2 çarliston biber

* 1 etli kırmızı biber

* 1 yemek kaşığı domates ve biber salçası

* 5-6 dal maydanoz

* tuz, karabiber

* 2 yemek kaşığı  zeytinyağı

* 3 adet hazır yufka

Sosu için:

* 1 su bardağı su

* 50 gr tereyağı

* 1 çay bardağı  zeytinyağı

* üzerine sürmek için bir yumurta

Börek içini hazırlamak için klasik olarak önce ince doğranmış soğanı yağda yumuşayana kadar pişirip daha sonra kıymayı ilave ediyoruz. Kıymayı iyice ezerek bir süre pişirdikten sonra ufak küpler halinde doğranmış biberleri ilave ediyoruz. Onlar da bir süre piştikten sonra salçayı ilave ederek kavurmaya devam ediyoruz. Tuz ve karabiberini ilave ediyoruz. Acı olmasını istersek pul biber de ilave edilebilir. Kıyma yeterli derecede piştikten sonra altını kapatıp doğanmış maydanozları ilave ediyoruz ve soğumaya bırakıyoruz.

Börek sosu için bir kapta 50 gr tereyağını eritiyoruz yanmadan. Eriyince içine bir bardak su ve zeytinyağını ilave edip bir çırpıcı ile iyice çırpıyoruz.

Bir yufkayı tezgah üzerine açıp her tarafını bu sos ile ıslatıyoruz. Yufkanın sağ ve sol kenarlarını ortada birleşecek şekilde katlıyoruz. Tekrar kuru kısımları sosla ıslatıyoruz. Bu kez yufkanın alt ve üst kısımlarını ortada birleşecek şekilde katlayarak kare bir şekil elde ediyoruz. Ve bu kareyi dörde bölerek daha küçük kareler elde ediyoruz. Dolayısıyla bir yufkadan dört adet börek elde ediyoruz. Her bir karenin için börek harcımızdan koyup kenarlarını sosla ıslatarak zarf şeklinde kapatıyoruz. Katlama yeri alta gelecek şekilde tepsiye diziyoruz. Üç yufkayı da aynı şekilde işleme tabi tuttuktan sonra kalan 2-3 kaşık sosun içine bir yumurta kırıp çırpıyoruz. Yumurtalı karışımı bol bol böreklerin üzerine sürüyoruz. Çörek otu ile üzerlerini süsledikten sonra 200 derece fırında iyice kızarana kadar pişiriyoruz.

Pazar günü menüsü


 

Sadece yılın belli zamanlarında bulunan sebzeleri dört gözle beklerim. Pek çok sebze artık dört mevsim bulunabiliyor ama mevsiminde tadı bir başka oluyor. Hele taze bakla sadece bir kaç ayla sınırlı bir sebze. Bahar gelince zeytinyağlı bakla bizim evde dört gözle beklenir. Biz büyükler zaten çok seviyoruz ama Emre bile seviyor dört gözle beklemese de:) Zaten bamya seven kaç çocuk vardır ki:))))

Pazardan alamadım ama markette oldukça taze gelmiş baklayı görünce hemen aldım ve pişirdim. Yanında sarımsaklı yoğurtla bizimkiler keyifle yediler. Tarif çok klasik, hafif unlu su, bol zeytinyağı, soğan ve dereotu ile çiğden dediğimiz usulde hepsini bir kerede tencereye koyup üstü hava almayacak sekilde kapatıp (ben düdüklüde pişirdim) baklalar yumuşayana kadar pişirmek. Benim için zeytinyağlı baklanın en önemli kısmı içine şeker koymayı unutmamaktır. Bazı kişiler zeytinyağlılarda şekeri sevmiyorlar ama dozunda şeker bence lezzetini arttırıyor. Usta bir aşçı zeytinyağlılarda tuz şeker oranı bire iki demişti.  Gerçi bu dozu öğrenmek de zamanımı aldı. Hiç unutmam ilk evlendiğim zamanlarda bir zeytinyağlı yeşil fasulye pişirmiştim de Haldun fasulye reçeli olmuş demişti:)) Gerçi onunki de mübalağaydı ama yine de demekki fazla kaçmıştı:))

Pazar gününün menüsü:

* Izgara Köfte

* Karışık yeşil salata

* Zeytinyağlı bakla

Afiyet olsun

 

haftasonu


Bu blog yayınlama ve fotoğraflama işine alışmam biraz zaman alacak sanırım, acemiliklerimi affedin lütfen. Ani bir kararla henüz tam hazır olup işin teknik kısımlarınına hakim olamadan başladığım için henüz pratiklik kazanamadım. Araya haftasonun bizim evdeki klasik yoğunlukları da girince daha ilk baştan işimi aksatmış oldum:(

Bugün Aysun’un niye resim ve tarif koymadın, bak ihmal etme sakın sitemleriyle toparlamak için çalışıyorum. Bu arada Cumartesi günü yeni yemek yapmadım. Dışarıdaydık bütün gün. Akşam da bir gün önceden kalanlar idare etti bizi. Uzun süredir görmediğimiz arkadaşlarımızla uzun bir kahvaltı sofrasında buluştuk. Yediklerimiz güzeldi elbette ama sohbet daha güzeldi.

Cuma günü menüsünün acemi resimleri burada. Tariflere gelince hep bilinen yemekler olduğu için tek tek yazmıyorum. Ama çorba hakikaten hoş olmuştu. Emre beğendiğine göre gerçekten öyle olmalı:))) Küçük bey bizim evin büyük gurmesi. Küçük dediğime bakmayın bana tepeden bakıyor:)))

Sütlü Sebze Çorbası

Malzemeler:

* Bir kaç dal brokoli

* Bir havuç

* Bir kırmızı biber

* 1,5 su bardağı süt

* 2 tepeleme çorba kaşığı un

* 3.5 su bardağı su veya et suyu

* 1 çorba kaşığı tereyağı + 1 çorba kaşığı zeytin yağı

* Tuz, karabiber ve muskat rendesi

Ben sebzeleri zar büyüklüğünde küpler halinde doğradım ve suyun içinde 10 dk kadar haşladım. Tabi önce havuçları, sonra biberi en son da brokolileri ekledim sebzeler aynı oranda pişsin diye. Diğer yanda tencerede yağı erittim ve unu ilave ederek hafifçe kavurdum. Unun kokusu gidene kadar kavurmak gerek der annem, renk almadan ama yeterince demek bu:) Soğuk sütün tamamını bir kerede ilave edip hızlı hızlı karıştırarak unu yedirdim. Ardından sebze suyunu ilave ettim. Pürüzsüz bir kıvamda kaynanama başladığında sebzeleri de ilave ettim. Tuzunu, karabiberini ve muskat(küçük hind cevizi) rendesini de ilave ettikten sonra tadını kontrol ettim. Bir 10 dk daha kaynattıktan sonra servise hazırdı.

 


Merhaba!
İlk postum yayınlamanın bu kadar zor olacağını düşünmemiştìm doğrusu:)
Umarım zamanla alışıp rahatlayacağım. Adından da anlaşılacağı üzere konumuz evimde pişen günlük yemekler. Aysunumun isteği üzerine günlük menümü paylaşmaya karar verdim. İçinden birinin de tarifini ve resimlerini paylaşmaya çalışacağım.

Genelde sabah kahvaltı sırasında konuşuruz bugün ne pişirsek diye. Ya evdeki bir malzemeden yola çıkarım ya da uzun süredir yapmadığımız bir yemek gelir annemin aklına. Bugün de öyle oldu “binnur biliyor musun canım ne istedi, yaz günleri gibi piliçli bir bamya” dedi:). Konserve tercih etmeyecegim icin dondurulmuş bamya aldim marketten. İşte bugünkü menüm;

* Sütlü sebze çorbası
* Piliçli bamya
* Cevizli ev eriştesi
* Alman pastası