Archive for Mayıs 2012

Cevizli tart


İzmir’den sevgili arkadaşım Arzu’nun denemem için tavsiye ettiği tarifi yapmak için uzun zamandır fırsat kolluyordum. Araya giren çeşitli tariflerden sonra hep aklımın bir kenarında bekleyen tartı dün nihayet yapabildim. Gerçekten çok pratik ve lezzetli bir çay saati tarifi. İç malzemesi Fransız tatlılarında sıkça kullanılan “frangipane” denen sıklıkla ince çekilmiş badem, şeker, tereyağı, yumurta ve çok az un karışımı ile yapılıp tartların ya da milföylerin içine konan bir karışıma benziyor. Bunun ceviz ile hazırlanmışı diyebiliriz. Az bir farkla ki frangipane’de badem çok ince çekilmiş oluyor ve karışımda tereyağı bulunuyor, bizimkinde cevizi ben biraz daha irice bıraktım, pirinç tabir edilen kırıklıkta kaldı.  Dilerseniz daha da ince çekilebilir tabi. Ayrıca yağ kullanılmıyor, zaten ceviz yeterince yağlı bir kuru yemiş, yağ koymadan da son derece lezzetli oldu.  Bence bu usul diğer kuru yemişlere de uygulanabilir. Fındıkla da çok güzel olacağına eminim, bir tarifte mutlaka kullanmak istiyorum.

Arzu’ya güzel bu güzel tartı bize de kazandırdığı için tekrar çok teşekkür edip tarife geçiyorum.

Malzemeler:

Tartı için;

–          1 çay bardağı eritilmiş tereyağı

–          1 çay bardağı süt

–          4 yemek kaşığı pudra şekeri

–          1 çay kaşığı kabartma tozu

–          Aldığı kadar un (ben normal su bardağı ile 2,5 bardak un kullandım yeterli geldi, kulak memesi kıvamında bir hamur yapılıyor)

İç sosu için;

–          1 su bardağı dövülmüş ceviz

–          1 su bardağı pudra şekeri

–          1 yumurta

–          1 tatlı kaşığı tarçın

–          2 yemek kaşığı süt

Yapılışı;

Önce tart tabanı hazırlanır. Bir kapta tereyağı, süt, pudra şekeri karıştırılır. Kabartma tozu ve un ilave edilerek kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yapılır.

Tart kalıbı yağlanır. (küçük borcam tart kalıbı boyutunda herhangi bir kalıp olabilir. Benimki 28 cm çaplı bir kalıptı)Tart hamuru elle veya oklava ile tart kalıbı genişliğince açılarak kalıba yerleştirilir. Hiç hamur yırtılacak, kopacak diye düşünmeyin son derece elastik, çalışması kolay bir hamur bu tart hamuru.

Üzeri yer yer çatalla delinerek (aşırı kabarmasını istemediğimiz için) 180 dereceye ısıtılmış fırında 10 dk pişirilir. Bu arada iç sosu hazırlanır. Dövülmüş ceviz, pudra şekeri, bir yumurta, tarçın ve iki kaşık süt karıştırılır. (Benim pudra şekerim az kalmış, eksik kalan kısmı toz şeker ile tamamladım. Cevizi robotta çekerken içine toz şeker ilave ettim biraz incelsin diye.)

Fırından çıkardığımız yarı pişmiş tartın içine dökülür.

Tekrar fırına verip 20 dk daha pişirilir.

Fırından çıktıktan sonra üzerine pudra şekeri serpilerek servis yapılır.

İşte bu kadar kolay ve sonuç çok lezzetli 🙂 Sıcak sıcak yanında bir top vanilyalı dondurma ile nefis bir tatlı olur eğer isterseniz. Benim ilave bir fikrim de cevizlere yine çok ince kıyılmış bir avuç kuru incir koymak. Bir dahaki sefere öyle denemeyi düşünüyorum. Ceviz ve incirin birlikte çok lezzetli olacağına eminim.

Afiyet olsun!

Ekmek Yapma Makinesinde BRIOCHE


Brioche ekmekler içinde içerdiği yağ ve yumurta oranıyla klasik ekmeklerden en uç noktada bir çeşit. Klasik bir Fransız mutfağı tarifi olan brioche yapımı da hayli zahmet ve zaman talep eden bir ekmek. Bir rivayete göre Marie Antionette’e atfedilen “ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” sözündeki pasta brioche imiş. Yanlış çevirilerle pasta şeklinde nakledilmiş diğer dillere. Wikipedia’nın yalancısıyım 🙂

Kahvaltılarda yada çay saatlerinde zevkle tüketilen ekmekten ayrıca pek çok tatlı yapımında da faydalanılıyor. İngilizlerin taze yada kuru meyvelerle tatlandırdıkları meşhur ekmek pudinglerinde de brioche kullanıldığında daha lezzetli pudingler yapmak mümkün. İçerdiği bol miktardaki yağ ve yumurta nedeniyle son derece puf puf ve yumuşak yapısı, dışında da son derece güzel kızarmış ince bir kabuğu var.

Cafefernando blogunun yazarı Cenk’in zevkli anlatımıyla şevke gelip birkaç ay önce denedim. Daha ilk defada sonuç muhteşemdi. Deneme amaçlı yarı ölçü yaptığım bir kalıp brioche sabah kahvaltısında göz açıp kapayana kadar bizimkiler tarafından silip süpürülmüştü. Tabi bunda sabah uyandıklarında evi sarmış olan kokunun ve mini brioche somuncuklarının göbeklerine gizlenmiş olan çikolataların da etkisi büyüktü. Fotoğraf çekmeyi bile başaramamıştım 🙂

Kardeşimin hediyesi ekmek yapma makinası hayatımıza girdiğinden buyana da her kullanışımda farklı bir tarif deneyerek makinada neler başarabileceğimi ölçmeye çalışıyorum. Blog maceramdan önce başladığım ekmek yapma hikayelerim henüz burada yer almamıştı. Onları da sırasıyla paylaşacağım. Her defasında edindiğim yeni deneyimler beni heyecanlandırıyor. Ekmek yapma makinalarında başarılı ekmekler yapmak da tecrübeyle oluyor maalesef. Kutuların içinden çıkan küçük tarif kitapçıkları çok da yardımcı değil. Yaptığım hatalardan dersler alarak ve nette çeşitli araştırmalar yaparak güzel sonuçlara ulaştım. Bu konuda bana en çok yardımcı olan Ekmek Sanatı sitesi oldu. Ekmek yapma konusundaki şevkini ve deneyimini karşılıksızca ve son derece cömert bir şekilde paylaşan site kurucusu bununla da kalmayıp tariflerini kitapçık haline getirmiş. Sitesinden indirdiğim kitapçıkta makinaların kullanım püf noktalarından ve denenmiş tariflerinden çok faydalandım. Her defasında sonuç başarılıydı. Onlardan biri de makinede brioche yapımıydı. Normal şartlarda brioche ön mayalanmadan sonra soğuk ortamda uzun süre mayalanmayı gerektirdiği için uzun zaman alıyor. Oysa makinada maksimum 3.40 saatte hazır oluyor. Bu beni tereddüte düşürse de denemek istedim. Bence evde sık sık yapmak için sonuç son derece başarılı oldu. Kabarması mükemmel, iç yapısı yumuşacık ve hoş bir kabuğu olan nefis bir ekmek oldu. belki normal usulde pişilene göre daha kalın bir kabuğu vardı ama yine de güzeldi.

Çeşitli reçeller, nutella, krem peynirler ve balla yenebilecek muhteşem bir kahvaltı ekmeği hafta sonları için. Ertesi güne kalmayı başarabilirse eğer french toast (sütlü, yumurtalı ekmek kızartması) yapmak için de harika oluyor. Hele hele “the fan of tasty foods” daki gibi nutellalısını yapmak isterseniz offff 🙂 tabi evin ergeni için bütün bunlar.

Eğer ekmek yapma makineniz yoksa yukarıdaki linkte göreceğiniz gibi Sevgili Cenk’in tarifini güvenle uygulayabilirsiniz. Sakın değişiklik yapmayın derim, son derece titizce verdiği ölçüler sonucu başarılı kılıyor. Makineniz varsa Ekmek Sanatına teşekkürlerimizle tarifimiz aşağıda;

Malzemeler : 900 grlık bir ekmek için;

–          500 gr beyaz un

–          120 ml süt

–          2 adet iri yumurta

–          60 gr toz şeker

–          180 gr tereyağı

–          1,5 küçük kaşık tuz (makinanın kendi küçük ölçü kaşığı veya onun yerine tatlı kaşığı kullanılabilir)

–          1,5 küçük kaşık instant maya (makinanın kendi küçük ölçü kaşığı veya onun yerine tatlı kaşığı kullanılabilir)

Makinanın haznesine yoğurma ucunu yağlayıp takın. Önce sırasıyla sütü, yumurtaları, küp küp kesilmiş tereyağını hazeneye koyun. Şekeri ve tuz ayrı ayrı köşelere dökün. Bu malzemelerin üzerine elenmiş unu hepsini kaplayacak şekilde dökün. Unun tepesinde ufak bir havuz oluşturarak buraya instant mayayı koyun. Makinanın haznesini yuvasına yerleştirin. Makinanızın çalışma prensibine göre ekmek tipini seçin. Normal veya tatlı ekmek programı en uygunudur. Ekmek büyüklüğünü seçin (900 gr veya 1000 gr lık makine tipinize göre) ardından kabuk cinsini orta seçin ve makinayı başlatın. Ön yoğurma, mayalanma, ikinci yoğurma, ikinci mayalanma ve pişirme aşamalarından sonra ekmeğiniz yaklaşık 4 saat sonra hazır olacak. Pişme bittikten sonra hazneyi makinadan çıkartın. Ekmeğinizi kalıbından dikkatlice çıkarıp üzerini pamuklu bir bez ile örttükten sonra en az bir saat dinlendirin.

Afiyet olsun!

 

Çıtır kabak kızartma


Bana yazı hatırlatan yemeklerden biridir kabak kızartması. Bol kalorili olsa da yaz boyunca hiç olmazsa bir iki defa yapılır. Yanında sarımsaklı yoğurtla ne güzeldir. Fakat nedense yuvarlak yuvarlak kesilmiş ve kızardıktan sonra  çıtır olmayan yumuşak kabak kızartmasını sevmem hiç. Benim yaptığım bu usulle hem çok kolay hem de çıtır çıtır kabak kızartmaları yapmak mümkün. Son derece kolay, elbette sadece bir sebze kızartmasından bahsediyoruz sonuçta ama dikkat edilecek birkaç püf noktası ile bugüne kadar hiç yemediğiniz bir sebze gibi gelecek size. Çoğunuz böyle yapıyor da olabilirsiniz ama bilmeyenler için ben bir kere daha anlatayım istedim.

Kızartma konusu açılmışken bir de kızartma yağından bahsedelim. Yazılarımda sıkça bahsettiğim gibi benim mutfağımda kullandığım iki yağım var, zeytinyağı ve tereyağı. Gerektiği her her yerde bu iki çeşidi kullanıyorum başka yağ %99 girmiyor mutfağıma. Çok nadiren bazı unlu tariflerde sıvı yağ olarak ayçiçekyağı çok çok nadiren de becel türü yumuşak margarin gerekli oluyor. Onları da zaten kırk yılda bir yapmış oluyorum. Kızartmalar için de farklı değil, onları da zeytinyağı ile yapıyorum ben.

Zeytinyağının kızartma için uygun olmadığı bence tam bir şehir efsanesi. Pahalı olduğu için kullanılmaması anlaşılabilir ama yağ yapısı olarak  sakıncalı değil kızartma için. Araştırdığım kaynaklara göre zeytinyağının yanma derecesi diğer sıvı yağlara göre daha yüksek dolayısıyla kızartma için sızma zeytinyağı bile çok uygun. Zeytinyağı asitlik derecesine göre değişmek üzere 200 derecenin üzerinde bir tütme derecesine sahip. En mükemmel patates kızartması 180 derecede kızardığına göre zeytinyağı patates kızartmak için bile uygun bir yağ. Dolayısıyla maliyetini göz önünde bulundurmazsak rahatlıkla kızartmalarınız için zeytinyağı kullanabilirsiniz. Zaten benim büyüklerim de ben küçükken hep zeytinyağı kullanıyorlardı her türlü yemekte. Sonra bir sürü bitkisel yağ çıktı piyasaya, hafif diye diye ne olduğu belirsiz yağlar kullanıma girdi evlerde. Şükür ki yavaş yavaş aslına geri dönüşler yaşanıyor.

Kabak kızartmasına dönecek olursak bu usulü sevgili kuzenim Lale’nin annesi Leyla yengeden öğrenmiştim çok uzun yıllar önce. Sayesinde hep bu şekilde pişirdim kabaklarımı. Nasıl yapıyorum;

Malzemelerim; 4 kişi için

–          4 iri sakız kabağı (diri ve sert olanları seçin)

–          1 su bardağı un

–          1 su bardağı zeytinyağı

–          Tuz

Kabakları yıkayıp dış kısımlarını incecik kazıyorum. Kabakları uzunlamasına birkaç milim kalınlığında (maksimum 5 mm) dilimliyorum.

Dilimlerin her iki tarafını hafifçe tuzlayarak birkaç dakika dinlenmeye bırakıyorum. Böylece kabaklar tuz sayesinde su salıp nemleniyorlar.

Yayvan bir kaba unu  koyuyoruz . Nemlenmiş kabakları her iki tarafını una buluyoruz ve tek tek bir tepsiye diziyoruz. Unlanmış hali ile de birkaç dakika beklemeye bırakıyoruz.

Bu sırada tavaya yağı koyup ısınmasını sağlıyoruz. Unlanmış kabak dilimleri beklerken tekrar su salıp üzerindeki unu bir nevi bulamaca döndürüyor. Bu haliyle kabak dilimlerini kızgın zeytinyağında iki taraflı altın rengi olana kadar kızartıyoruz. Kabaklar son derece çıtır bir şekilde pişiyor. Kesinlikle yumuşak olmuyor. Hatta tavadan çıktıktan sonra servise kadar da aynı çıtırlığı muhafaza ediyor. Yanında sarımsaklı yoğurtla nefis bir tabak sizi bekliyor. Deneyin derim 🙂 kırk yılda bir bişey olmaz, söz kimseye de söylemem 🙂

Afiyet olsun!

Taze soğanlı kuzu


Girit mutfağı ve kültürü ile kayınvalidem sayesinde tanıştım. Ege yemeklerine yakın, zeytinyağı, otlar ve kuzu eti ağırlıklı bir mutfak bu. Aslında son derece sade ama güzelliği sadeliğinde yemekler. Az ve kaliteli malzeme ile yapılan yemeklerde ürünün kendi doğal lezzetini yakalıyorsunuz.

Bu tarif de onlardan biri. Sadece dört malzeme ile nefis bir lezzet. Bahar mevsimi kuzunun da mevsimi olduğu için sebzelerle çeşitli alternatifleri yapılır bu zamanlarda. Enginarlısı, otlusu, ıspanaklısı, kıvırcık yaprakları ile kapaması, taze patatesle fırında tarçınlısı. Say say bitmez, umarım zamanla hepsini yapıp sizlere sunma imkanım olur. Kuzu yemeyenler için bir şey diyemeyeceğim, bu yemekte maalesef dana eti ile aynı lezzetti yakalamak mümkün değil. Bu son derece basit yemeğin tarifi de çok kolay.

Malzemeler;

–          1 kg kuzu kol (kasabınıza iri 4 yada 5 parça halinde kestirin, kemikli de kalabilir)

–          2 bağ taze soğan (500 gr)

–          1 iri domates (veya 2 küçük)

–          ¼ demet taze nane

–          Zeytinyağı

–          Tuz, karabiber

Taze soğanları ayıklayıp 5 cm uzunluğunda parçalar halinde doğrayın. Domatesi kabuğu ile iri küpler halinde doğrayın. Naneyi saplarından ayıklayın. Düdüklü tencereyi ateşe koyup boş olarak iyice ısınmasını sağlayın. Yeterince ısındığında içine bolca zeytinyağı koyun. Bu yemekte yağ konusunda cimri olun diyemeyeceğim maalesef. Zaten malzeme listemiz son derece kısıtlı, zeytinyağı da baş aktörlerden biri. İri parçalar halindeki etleri tencereye yerleştirin ama karıştırmayın. Birkaç dakika mühürlenmeleri için bekleyin. Zaten et kendi kendini bırakıp yapışmaz olacaktır tencereye. O zaman etleri çevirin ve arka kısımlarının da kızarmasını sağlayın. Bu şekilde et hiç suyunu bırakmayacak ve lezzetini koruyacaktır. Genelde tariflerde hep yazıldığı gibi etleri suyunu bırakıp tekrar çekene kadar kavurun tabiri aslında ete yapılan en büyük yanlışlardan biri. Kızgın tencerede etin suyunu salmasına izin vermeden ilk pişirmeyi yapmak ve ardından ne eklenecekse öyle devam etmek en doğrusu. Böylece etin kendi suyu ve lezzeti içinde kalacak ve et son derece yumuşak pişecektir.

Etler iki taraflı kızardıktan sonra sıcak su ekleyin üstüne çıkana kadar. Kapağını kapatıp pim çıktıktan sonra 30 dk pişirin, ocağı kapatın. Düdüklü tencerede pişirmiyorsanız bu aşamada tencerenin kapağını kapatıp orta ateşte en az bir saat etin pişmesini sağlayın. Düdüklü tencerenin basıncı gittikten sonra kapağı açıp tekrar ateşi yakın. Tencereye ayıklamış olduğunuz taze soğanları ve ardından domatesleri ekleyin. Yemeğin tuzunu ve karabiberini ayarlayın. Soğanlar yumuşayana kadar birlikte pişirin. Sebzeler etle birlikte piştikten sonra naneleri ilave edin ve birkaç dakika daha pişirin.

İşte bu kadar, yemek hazır 🙂 kendi suyu ve sebzesi ile servis edilen pamuk gibi bir kuzu eti sizi bekliyor.

Afiyet olsun!

 

 

Damak kurabiye


Emre’nin fikriyle yarattığımız bir kurabiye bu. Bilmem isim bir şey hatırlattı mı size? Nefis Antep fıstıklı damak çikolatasından yola çıktık. Onun gibi bol çikolatalı ve Antep fıstıklı bir kurabiye yapalım istedik. İlk denememiz olduğu için bir dahaki sefere bazı ilaveler yapılabilir elbette, mesela daha fazla çikolata, daha fazla fıstık eklemek gibi. Yine de bu hali de oldukça lezzetliydi. Püf noktası fırında aşırı pişirmemek, kurabiyelerin içi hala yumuşakken 10-15 dk da fırından çıkarmak. Yoksa sert bir kurabiyeniz olabilir.

Malzemeler;

–          2 ufak boy yumurta

–          1 su bardağı toz şeker (esmer şeker de kullanılabilir veya yarı yarıya )

–          125 gr tereyağı

–          80 gr bitter çikolata (dilerseniz daha fazla)

–          100 gr iç Antep fıstığı tuzsuz (bir kısmını üstünü süslemek için ayırın)

–          80 gr sütlü çikolata (dilerseniz damla çikolata kullanabilirsiniz)

–          2 su bardağı un

–          Bir tutam tuz

–          1 tatlı kaşığı vanilya

–          1 tatlı kaşığı kabartma tozu

Isıya dayanıklı cam bir kabın içine küp küp kesilmiş tereyağını ve parçalanmış bitter çikolatayı koyun. Kaynamakta olan bir su kabının üzerine oturtup benmari usulü eritin. Cam kap kaynayan suya değmemeli. Devamlı karıştırarak homojen halde erimelerini sağlayın, kabı ocaktan alın. İçine şekeri ekleyin eriyene kadar karıştırın. Ardından yumurtaları teker teker kırarak karıştırın, vanilyayı koyun.  Diğer yanda un, tuz ve kabartma tozunu birlikte eleyin. Unu yavaş yavaş ekleyerek karışımı spatula ile karıştırın. Kabaca kıyılmış sütlü çikolatayı ve Antep fıstıklarının çoğunu bütün olarak karışıma ilave edin. Katı bir kurabiye hamuru olmayacak elimizdeki, daha çok koyu bir kek hamuru gibi hal alacak. Bu haldeyken dolaba kaldırıp en az yarım saat bekletin. Daha sonra bir kaşık yardımıyla pişirme kağıdı serili fırın tepsisine yerleştirin. Üzerlerine kabaca kıyılmış Antep fıstıkları serpin. 180 derece fırında kontrol ederek 15 dk pişirin. Çok kurutmadan içi hala yumuşakken fırından alın. Soğuduktan sonra tepsiden çıkarın.

Çocukların bayılacağı nefis çikolata lezzetli bir kurabiye oldu. Mutlu etmek istediğiniz minikler ve büyükler varsa deneyin derim 🙂

Afiyet olsun!

 

 

Yaprak sarmalı etli enginar dolması


Bu tamamen zorunluluktan şekil değiştirmiş bir yemektir 🙂  böylece lezzetli ve kolay bir çeşit oluştu.

Enginar mevsiminde annemin yaptığı gibi bir enginar dolması yapmasam olmazdı elbette ama gel de bul İstanbul’da dolma yapılabilecek enginarı. Mevsim ilerlediği için artık yeterince körpe enginar bulmak mümkün değil tezgahlarda. Neredeyse çanak enginarlar bile kılçıklanmaya başladı. Dolma yapmak içim bulabildiğim en taze enginarların iç yaprakları istediğim kadar yumuşak çıkmayınca mecburen tarifi çanak enginar ile uygulamaya karar verdim. Göbeklerine doldurduğum iç dağılmasın diye de taze asma yaprakları ile sardım enginarları. Böylece farklı lezzette ve görünümde bir yemek kazandım. Yanlarına da kalan içten yaprak sarmaları yapıp ilave edince nefis oldu.

İzmir’in ve Ege bölgesinin enginar dolması meşhurdur. Hem zeytinyağlısı hem de kıymalısı yapılır.  O körpecik bütün enginarların tüm yapraklarının arası dolma içiyle doldurulur. Dolma harcında aslen domates kullanılmaz etli bile olsa. Sadece enginarın, etin ve taze otların tadı alınsın istenir. Saf zeytinyağı ile pişmiş enginarlar lokum gibidir. En dış yapraklarını emerek sıyırırız yerken ama iç yapraklar artık tamamen yenilecek haldedir. Hele tabağınızdaki yemeğin sonuna doğru yaklaştığınızda en mükemmel yeri enginarın kalbi sizi bekler ödül gibi.

Bu kadar methiyeler düzdüğüm yemeği bu defa gerçekleştiremedim ama yeni versiyonu da son derece hoş oldu. Tarifi kısaca anlatacak olursam;

Malzemeler: 4 kişi için

–          300 gr dolmalık kıyma

–          2 adet kuru soğan

–          2 çay bardağı pirinç

–          ¼ demet dereotu

–          ¼ demet maydanoz

–          ¼ demet nane

–          Tuz, karabiber

–         1 çay bardağı zeytinyağı

–          250 gr taze yaprak

–          4 adet ayıklanmış çanak enginar

Taze yaprakları yıkayıp üzerine kaynar su döküp 5 dk  beklettim, yumuşayınca süzdüm. Dolma içi için soğanları, taze otları ayıkladım. Hepsini robota koyup ince kıydım. Kıyılmış soğan ve otları, yıkanmış pirinci, tuzu, karabiberi ve yarım çay bardağı kadar zeytinyağını birlikte harmanladım. Enginar çanaklarının içlerini tepeleme dolma harcı ile doldurdum. Büyük asma yapraklarından birkaç tanesini kullanarak enginarların her tarafını sardım. Enginarları pişireceğim tencerenin ortasına yerleştirdim. Kalan yaprakları kalan dolma harcı ile ufak sarmalar şeklinde sardım. Sarmaları enginarların etrafına yerleştirdim. Üzerlerine yarım çay bardağı zeytinyağı gezdirdim. Sarmaların hizasına gelene kadar su ekledim. Sarmaların ve enginarların üstüne bir tabak kapattım tencerenin kapağını da kapattıktan sonra ocağa koydum. Orta ateşte 40-45 dk pişirdim. Hafif ılındıktan sonra servis yaptım. Enginar sarmaları kesildiğinde çok hoş bir sunum sağladı.

Afiyet olsun!

 

 

Mahlepli sade açma


Kahvaltı sofralarında eve yakın fırından alınan yumuşacık açmaların yeri başka olur hafta sonunda. O puf puf lezzetli hamur işi bazen sade bazen zeytin ezmeli veya peynirli halleri ile çeşitlendirir masayı.  Evde hamur işleri yapmayı arttırdığımdan bu yana birkaç defa denedim açma yapmayı. Henüz mayalı hamurlarla aramı tam düzeltmiş değilim ama açma işini çözdüm J

Pek çok tarif var açma için, sıvı yağ veya margarin kullanılarak yapılan. Yaptığım çeşitli denemeler sonucunda evdekilerin de onayıyla fırınlardan aldığımız orjinaline en yakın tarif bu oldu. Hamura eklediğim mahlep de çok hoş bir tat verdi. Bu defa sade hazırladım açmaları ama eğer isterseniz şekil verme aşamasında içine peynir, zeytin ezmesi, patates hatta çikolata bile koyabilirsiniz.

Her tarifi az miktarda yapmayı seviyorum, evde bıkılmadan bayatlamadan bitsin istiyorum. Hele mayalı mamuller çok çabuk bayatladığı için onları özellikle az yapıyorum. Benim miktarlarımla bu tarifte 8 büyük açma çıkıyor. İsterseniz daha küçük yapıp 10-12 adet açma yapmak mümkün.

Yapım aşamalarını fotoğraflamak isterdim ama fırsat olmadı maalesef. Elimden geldiğince detaylı anlatmaya çalışacağım.

Kullandığım malzemeler:

–          ½ su bardağı ılık su   (200 ml lik normal su bardağı)

–          ½ su bardağı ılık süt

–          125 gr + 30 gr yumuşak katı yağ (125gr hamura konacak, 30 gr şekil verirken içine sürülecek) ( ben becel kullandım, tereyağı da kullanılabilir)

–          1 yumurta (akı hamurun içine sarısı dışına kullanılacak)

–          2 tatlı kaşığı instant maya

–          1 tatlı kaşığı tuz

–          2 yemek kaşığı toz şeker

–          1 çay kaşığı mahlep

–          4 su bardağı un  (unu kontrollü eklemek gerekli kıvamına göre birazıcık daha az veya fazla olabilir ununa, ortama göre)

Ben açmaları hazırlarken hamur yoğurma aparatı ile set üstü mikserimi (Kitchenaid) kullandım. Karıştırma haznesinin içine un hariç tüm malzemeleri koydum ve düşük devirde hepsinin karışmasını sağladım. Ardından unun bir kısmını ilave ederek karıştırmaya devam ettim. Unu yavaş yavaş ekleyerek istediğim kıvama gelmesini sağladım. Kulak memesinden daha yumuşak ama ele yapışmayan bir kıvam aldı. Bu noktadan sonra mikserin hızını arttırarak 10 dk yoğurdum.  Bu yoğurma işlemi hamurun piştikten sonra lif lif olmasını sağlıyor. Yoğurma esnasında çok yumuşak ele gelmeyecekmiş gibi görünen hamur yoğurma devam ettikçe toparlanıyor, bütün haline geliyor. Eğer mikser kullanmıyorsanız elle yoğurarak da aynı kıvama getirebilirsiniz hamuru biraz sabırla.

Hamuru cam bir kaseye aldım, üzerini strech film ile örttüm ve daha önceden 50 dereceye ısıttığım fırında beklemeye aldım. Hamurum 40 dk kadar sonra mayalanmıştı. Hamuru tezgaha koydum ve hafifçe bastırarak havasını aldım. Hamuru sekiz eşit parçaya ayırdım. Her bir parçayı elimle tezgah üzerinde şekil vererek yaklaşık 10×20 cm ebadında dikdörtgen haline getirdim. Hamurun yüzeyine ayırdığım 30 gr yumuşak katı yağdan sürdüm. Dilerseniz fırçayla dilerseniz elinizle yapın bu işlemi. Yağ oda sıcaklığında yumuşamış olmalı, erimiş değil. Hamuru geniş kenarından rulo yaparak sardım. Oluşan boru şeklindeki hamuru her iki uçtan ters yönlere bükerek burdum. İki ucunu bir araya getirerek halka şekli verdim, fırın tepsisine yerleştirdim.

Şekil verdiğim açmaları kapalı fırında 30 dk bekletip tekrar mayalanmasını bekledim. İstediğim oranda mayalanınca üzerlerine bir yumurta sarısını az zeytinyağı ile karıştırıp sürdüm. Bolca çörek otu serpip 180 derece fırında güzelce kızarana kadar yaklaşık 35- 40 dk pişirdim.

Pişerken eve yaydığı kokular çok iştah açıcıydı. Dershaneden eve gelen oğlumun o iştahla nasıl yediğini görmeliydiniz. Haldun bir daha hazır açma yemem dedi 🙂 Ben bu defa açmaları sade yaptığım için yanında çeşitli reçeller, peynir, zeytin ve yumurta salatası ile servis yaptım, isteyen istediği şeyle birlikte yedi.

Afiyet olsun!